Ali Eşki, Deprem Şiirleri

 

 

DEPREM ŞİİRLERİ

1-
bugün bu kenti astılar!
bir gökdelenin çatısından astılar
sabaha doğru saat 4.17 de
ben dışardaydım, cümle kent içerde
bir sıkımlık canı varmış gibi
öldü kucağımda 100 saniyede
ve insanlar birer rakam ise
acılarımız ancak o kadar gerçek

 

2-
uğultusuna kurban olduğum kent!
sinmiş etimize kemiğimize
hafızalarımızda her duyguyu devindiren o sokaklar
intihar etti pencereden dünkü güneşle birlikte
çünkü çimento dökülmüştü uykularımıza

 

3-
Demek, vadesi de gelmişti
Nehirlerden denizlerden aldığımızı geri vermenin
Demek, ferahlığına hasret kalabilirmiş nefesimiz
Hasret kalabilirmişiz birbirimize yolculuğa çıkmaya
Misafir olamayabilirmişiz kimsenin rahatlığına
Baş başa bırakılabilirmişiz inancımızla
Dünsüzlükle bugünsüzlükle ve yarınsızlıkla
Herkesin tam da zenginleşme hayallerinin zemini
Üzerinde sıkıca durduğumuz o koca yeryüzü
Ortadan yarılabilirmiş her an
Demek, başka gönüllerin avlusunda
Hiç bir düş yeşeremeyebilirmiş
Ve bu kentte
Hiç kimse bulamayabilirmiş artık
Başını sokabileceği en ufak bir sevgi

 

4-
Her bakış yeşerirdi çiçekler gibi kentin sokaklarında
Hizaya gelirdi dağlar tepeler duygularda
Coşardı da nehirler, ah nasıl emdikçe bulutları
Ama öyle bir fay idi ki kırılan
Doğa ile biz, biz ile bazıları arasında…
İnsanın yüreği kendi evi. Göğü tüm gördüğü
Nasıl sızlatır her tarafını kendi sözü
Nasıl çığlık atar aklı acılardan
Ölmediği durumda beden
Nasıl bulamaz küçük bir kıpırtı için bile bir kuvvet
Öylece yığılıp kalır kendi çuvalının içinde

5-
Artık şiire dökebilir içini bu kentler
Acısı sakinlerinin içine çökerek
Kekre sözcüklerden başka kalmadı ki dilde
O güzel hisler toplanıp toprağa gömüldüler
İfadesini bulamıyor bakışlarımızda hiçbir kıpırtı
Perdeler çekilir gibi, insana sönüyor ışık
Ve yaşam
Artık ölümden beter bu kentlerde

 

6-
Bir yudum suda çözünmüş yeryüzü
Toz; gözümüzü kaplayan tüm gök
Cana çökmüş karanlık
Yalnızlıkla boğulmuş nefes
Kusmuş habire kusmuş toprak, kendisine saplanan
Tüm demir ve betonu üstümüze
Yeryüzünün yırtığından yükselen çığlığı
Onaracak bir sevgi de yok maalesef
İşte az önce buradaydı Habibi Neccar dağı
Hepimiz ona yaslamıştık sırtımızı
Daha demin aramızdan akıyordu
Muhabbetleri besleyerek Asi nehri
Ve güneşe şirk koşan Kurtuluş Caddesinin
Işıklarının soluğu İki bin yıldır hiç kesilmemişti

 

 

7-
Yer ile gök birleşmişti
Biz arasında ezilmiştik
Bir anda çerçevesiz kaldı penceremiz
Çırılçıplak bir boşlukta
Ve yutarken soğuk bizi
Acılardan fokurduyordu içimiz
Yokmuş o imdatlarımızın bir adresi
Kalmamış yankı yapacak bir duvar sesimize
Ve fakat beklediler beklediler
O koca kentlerde tek bir ikametgah
Tek bir adres kalmayıncaya dek

 

 

8-
Bu kent artık bir şaire dökebilir içini
Ve şair kaydeder imgelerine sayısız hayatı
Ve buraları çiğnemiş nice imparatoru ezebilir bir dizede
Ve yeni bir imge kurabilir hepimizin hayallerinden
Ya sen ne sanıyorsun dünün ey tıfıl çocuğu
Sayısız yürüyüş alışkanlığı olmadan
Kağıt üzerinde mi çizildi sokakları
Alın terine banmadan mı konuldu yapılarının her taşı tuğlası
Var mıdır buradan fazla bir misafirliğin
Bu dünyada daha fazla aşındırabildiği
Daha başka bir kapı tokmağı
Bu kentte etrafına şöyle bir bak lütfen
Her gelen umutlu bir bakış nakşetmiş Habibi Neccar’a
Gözyaşı akıtmış Asi’ye, ama üzüntüden ama sevinçten
Adak adamış Hızır türbesinde umutlarına
Bir zeytin dikmiş aşka, bir fikir işlemiş taşa
Ve öyle koca bir mozaik olmuş Antakya’da hayat

 

9-
Tüm bağlamlarını yitirip moloza dönüştü bilincimiz
Alıştıkları hiçbir yolu kalmadı ayaklarımızın
Bir büyük tarlaya dönüşen o kentlerden
Hiçbir şey yansımıyor da uçsuz ufuktan gözlerimize
Bir şey kalmadı gençliğimizi, çocukluğumuzu hatırlatan
Ah!… insan tarih mi yapardı
Yoksa insanı yapan tarih miydi
Ve nasıl yok olur aynı anda her ikisi
Bilmediğimiz diyarlara anılarımızı tohum gibi
Hiç alıp savurduğu görülmüş müdür rüzgarların
Köklerinden sökülmüş ağaçlar gibi
Mümkün mü başka yerde yeşermesi peki
Nasıl böyle mekanı kalmadı hafızalarımızın
Ve nasıl yeni bir hafıza inşa edilebilir ki o boşluktan
Mozaik gibi tekrar nasıl oluşur o bütün duygu
Yıkılmış, dağılmış
Koca bir yığıntı haline gelen o taşlardan

 

10-
Yeni baştan oluşmalı boşuna yaşanmamışlığın duygusu
Kendi anılarına doğru yolculuğa çıkmaktan yorulmalı insan
Çatlamalı o sır küpü özgürlüığün
Yoksa doğduğu yere geri dönmek isteyen Asi gibi
Bulunduğu o fasit daireden
Bükülecek bu günden geriye tarih
Kuruyacak iliği iyiliğin
Rant ve para yutacak bir bataklık gibi
Geriye ne kaldıysa insanlıktan

 

11-
Bu kentte;
Yıkıldı, samanı karıştırıp topraktan yaptığımız ilk evler
Yıkıldı, ağaçla ahşapla yaptığımız evler de
Yıkıldı, taşları yığarak yaptığımız evvelki evler de
Yıkıldı, çimento ve demirle yaptığımız en son evler de
Ve çelikten de olsa
Yıkılmaya devam edecek
Temelinde para ve rant olan her şey!
Yıkılacak temeli bilime dayanmayan
Çatısı sevgi ile çatılmayan her ev

12-
Yapışıp kalıyor tüm zamanımıza bir deprem
Birilerinin içtiği bir keyif kahvesinde
Kumuna kadar çözülüyor koca kentler
O acı yapışıp kalıyor tüm yaşamımıza
Kendini büyütüyor o yokluk durmadan
Bir boşluk, yutuyor insana ait ne varsa
Ama birlik olup hesap sormazsak
Bu güne kadarki hatalardan sonuçlar çıkarmazsak
İçimizdeki o boşluk hiç kapanmayacak
O kalp asla soğumayacak
Ve çözülen gerçeklerden, bakiye kalanı tarihten
Ödünç alıp gelecekten, örüp kumunu tane tane
Sevgi ve alınteriyle karıp çevirebiliriz en güzel kente
Kaygısız rantsız sadece özgürlüğümüze

 

13- Filistin’de de
Burada her şeyin bir tarihi var
Ama bugünü yok. Hayır yok!
Ne bir olayı ne bir esintisi düşlerin
Yarına dair.
Umudun gözyaşıyla çimleneceği bir çöl
Çığlıkların yayılacağı bir satıh, bir gök
Acıların dibe çökeceği bir yer çekimi yok
Yok kendi ülkelerinde
Onbeş milyon Filistinli sanki yok

Burada her şeyin bir tarihi var
Evlerin önündeki zeytin ağacının ve yağının
Her sene baharda göveren buğdayın ve ekmeğinin
Preslenmiş ve mayalanmış arpanın ve birasının
Ve acıların ve yoklukların ve hiçliğin
Elbet var bir tarihi!
Taşlardan mabetlerin yapılmasıyla başlayan
Mirası bölüşemeyen kardeşlerin düşmanlığıyla devam eden
Birileri tüm nehir sularını
Kendi bostanlarına akıtmaya başladığından
Umudun sabrında çatlayıp çözüldükçe taş gibi
Katı olan ne varsa
Çöl kumuna dönüştüğünden beri…!

O zaman oyulmaya başlanmış dağlar
Sonra filizi demirinden
Ortaya çıkmış oklar kargılar
Sonra kılıçlar
Şimdilerde füzeler uçaklar tanklar bombalar
Ve her yıkımında
Çöllerinden yeniden yeniden doğuyor
O hep aynı kaskatı hayal;
Her yıkımına isyan
Nehirden denize, inadına
Her gün kardeşçe ve özgürce
Ve bir arada yaşamak

 

Şiir: Ali Eşki’nin Hiçlik, Yıkım ve İsyan Şiirleri Kitabından