
“2000’ler boyunca katıldığı çalıştaylar ve sahne arkasında biriktirdiği o yoğun deneyim, onu yalnızca bir ressam değil, adeta bir görsel dramaturga dönüştürdü. Güler’in görsel dili; Barok’un görkemli ağırlığı ile steampunk bir distopyanın paslı dişlileri arasındaki tuhaf bir iş birliğinde nefes alır. Zaman bükülür burada. Mekan kayar. Eskiyle yeni kavga etmez; birbirinin yarasına sızar. Renk bazen dekor olur, bazen delil, bazen de suç ortağı.
Erkan Güler, bizi paslanmış bir geleceğin ya da hiç yaşanmamış bir geçmişin tam kalbine bırakıyor. Bir maden ocağı mı burası, yoksa zihnin karanlık dehlizleri mi?
Soldaki o dev yüz, yalnızca bir yüz değil; sanki binanın vicdanı dışarı sarkmış gibi bizi izliyor. Ağız, karanlık bir boşluk değil yalnız, yutulmuş bir çığlık. Koridor ise dümdüz ilerlemiyor; insanı kendi sonuna çağıran bir zaman tüneli gibi uzuyor. En dipteki kırmızı leke umut mu, alarm mı, yoksa gecikmiş bir hesaplaşmanın kıvılcımı mı? Kesin değil. Zaten güçlü resim, cevaptan çok titreşim bırakır.
Ve şu küçük figürler… Neredeyse kukla gibi, neredeyse insan gibi. Yürüyorlar ama sanki kendi iradeleriyle değil; görünmeyen bir düzenin içinde sürükleniyorlar. Burada şehir taşla değil, kaygıyla kurulmuş.
Son bir soru asılı kalıyor tünelin girişinde: Biz mi makineleri kurduk, yoksa o devasa çarklar en başından beri bizi öğütmek için mi tasarlandı?”

Machine (Makine) serisinden

Makine serisinden

Makine serisinden

Makine serisinden