Fuat Yücel Filizler, 3 boyutlu minyatür şantiye kompozisyonu: Biz bu inşaatları kendi kemiklerimizle yaparız!

 

 

 

 

 

 

 

             

           

BİZ BU İNŞAATLARI KENDİ KEMİKLERİMİZLE YAPARIZ üzerine

Bu, işçi cesetleri ve işçiler için her yerde ölüm tuzakları ile dolu 3 boyutlu minyatür inşaat sahası kompozisyonu (ve yerleştirmesi) için, çoğunu antikacı pazarları, market, kırtasiye ve ikinci el oyuncakçı dükkanlarından aldığım ucuz (Çin ve Vietnam’da üretilmiş) minyatür işçi figürleri, minyatür oyuncak iş araçları, oyun hamuru, yapışkanlı kum, jilet, ve sokaklardan topladığım taş, toprak, kum, tahta, kiremit ve fayans parçları, köpük, koli kartonları, alüminyum tel, yanı sıra kendi kalp ilaçlarımın jelatinleri ve seçtiğim fotoğrafların A-3 fotokopilerini kullandım.

Bu yapıtı 15 günde, teorik-siyasal çalışmaları ve atelye-seminer çalışmalarımın yoğunluğu arasında günde 1 saati aşmayan bir disiplin ritmiyle çalıştım. Ama çalışma ilerledikçe yeni fikir ve imge-imajlar için pazar, dükkan ve sokak taramaları, Çapa’da yeni yapılmakta olan büyük bir inşaatın fotoğraflanması, internetten inşaat işçisi-şantiye sanat resimleri ve fotoğrafları taramaları ve incelemeleri vb hepsi dahil edilirse, bu süre en az iki katına çıkar. Çalışma hem belli bir ilk esin ve fikirle başlayıp karmaşıklaştıkça yeni ihtiyaç ve arayışlar doğuruyor, bunların nasıl bulunabileceği ya da yapılabileceği arayışıyla, bir nevi bir tümdengelim ve tümevarım diyalektiğiyle gelişiyor.

Bu yapıt için toplam 1000 lira civarında harcadım. Onun da yarısına yakını oyuncak vince gitti, çünkü bu tür bir vinci antikacı pazar ve dükkanında değil ancak markalı bir oyuncakçı zincirinde bulabildim. Geri kalan figür ve plastik iş araçları minyatürleri 50-100 liralık şeyler.

Dinlendirici olması için bu tür yeni çalışmalara giriyorum ama tutku haline gelince, bu inşaat sahası kompozisyonu, kanlı canlı biçimde rüyalarıma bile giriyor.

Sert ve karmaşık bir yapıt! Migros depo işçilerinin grev dalgasıyla dayanışma için yaptığım daha basit bir 3 boyutlu minyatür kompozisyon ve bir dizi başka ilk çalışma sayılmazsa, ilk çetin, çok sayıda keskin imge ve imajla örülmüş ağır ve karmaşık 3 boyutlu kompozisyon çalışmam. Bunun bir toplumsal eleştirel gerçekçi 3 boyutlu minyatür sanat çalışması olduğunu, ya da en azından Türkiye’de bu tür bir yeni sınıfsal-siyasal sanat dalının önünü açabilecek potansiyele sahip çalışma olabileceğini düşünüyorum.

Çünkü bu, mevcut yapı ve yerlerin (binalar, tren istasyonları, vd) birebir minyatür kopyaları olan diorama veya maket modeller’den farklı. Diorama ve maket modellerin yapımı da çok meşakketli olsa da, bunlar yaratıcı sanattan çok el ve göz becerisine dayalı zanaat yapıtlarıdır. Benim yapmaya çalıştığım ise diaroma ya da maket modeller’den çok, 3 boyutlu figüratif kompozisyon, mimari ve yerleştirme (enstellasyon) sanatı kapsamına giriyor.

Henüz Türkiye ve hele ki Türkiye’deki siyasal sanat türleri için çok yeni olan bu türde oldukça amatörüm. Hayatım boyunca teori-siyaset gibi zihin işleriyle uğraştığım için el becerilerimin pek gelişmemiş olması da, bu tür şeyler yapmamı daha zorlaştırıyor. Ama dünya çapındaki görsel işçi sınıfı sanatlarını Türkiyeli devrimci, sol ve işçi izleyicilerin ilgisi ve bilgisine sunarak arşivleyen bir siteyle yeni bir esin kanalı açmaya çalıştığımız gibi, bu 3 boyutlu minyatür kompozisyon/yerleştirme çalışmalarla da yeni bir yaratıcılık kanalı olabileceğine inanıyorum.

Bir diğer sorun, 3 boyutlu karmaşık bir yapıtın, 2 boyutlu fotoğraf ve videoyla yansıtılmasının zorluğu. İnsan gözü, 3 boyutlu bir çalışmanın bütünüyle ayrıntıları arasında ve tek tek ayrıntıları arasında bunları birlikte görecek ve değerlendirecek olanaklara sahip. Ancak 3 boyutlu karmaşık minyatür bir çalışmanın 2 boyutlu fotoğrafla yansıtılmaya çalışılması derinliğinden ve iç örüntüsünden epey şey kaybettirebiliyor. Hele ki cep telefonunuz bir i-phone değil de, 10 yıllık Huwai ise!

Bu zorluğu aşabilmek için, çalışmanın iki açıdan bütünsel fotoğraflarının yanı sıra, ayrıntı çekimlerini de vermeye çalıştım. Yanı sıra minyatür şantiye kompozisyonu içindeki keskinleştirilmiş imge ve imaj ayrıntılarına tek tek işaret eden, “bilgisayar ekranı fare imleci” tarzı bir yöntem geliştirmeye çalıştım. Bu fare imlecleri de ayrıca bir imgeye dönüştü, her şeyin internetleşmesi ve öyle anlık bakılıp geçilen “şeyler” gibi, seri işçi katliamlarını bile olağanlaştırılması, 5-10 işçi topluca ölmeden her günkü iş cinayetlerine ilgisizliğin eleştirisi gibi.

Çalışmada yararlandığım ve esinlendiğim sanat çalışmalarını (tıpkı bilimsel inceleme-araştırma çalışmalarında yaptığımız gibi) kaynak olarak belirtmeliyim:

1- Komünist Fransız ressam Edouard Pignon’un 1952 tarihli “İşçinin Ölümü ve Fabrika” başlıklı 3’lü resim serisi. Pignon’un ünlü ve bende derin bir iz bırakmış olan resim serisinin ilkinden sonuncusuna doğru, Picasso ve Guernica’sının etkisiyle, toplumsal eleştirel gerçekçilik ile gerçek üstücülük ve soyut ekspresyonizm sentezi giderek derinleşir, ölen işçi, işçi arkadaşları, ailesi gibi figürler giderek soyutlanırken, kapitalist üretim süreci/fabrikanın işçiler için ölümcüllüğü (kesici delici aletler, tehlikeli makineler vd) giderek öne çıkar.

         

2- Portekizli heykeltraş Rogerio Timeteo. Timeteo, insan bedenini geometrik şeyler ve özellikle inşaat malzemeleri ile kaynaştırarak, insan bedeninin temsilini ve bence asıl insan emeğininin daha sosyal-eleştirel bir sanatsal temsilini başarmış bir sanatçıdır.

               

3- Cormac McCarthy’nin “Yol” başlıklı romanın, “Yol: Bir Grafik Roman Uyarlaması” başlığıyla grafik/çizgi roman haline getiren Manu Larcenet’nin bir grafik çalışması. Türkçeye de yeni çevrilen grafik romanın arka kapağındaki bu çalışmayı görünce nutkum tutuldu, bunu mutlaka kullanmalıyım diye düşündüm.

 

4- “Gökdelen Tepesinde Öğle Yemeği” başlıklı kült inşaat işçileri fotoğrafı. Daha önce ünlü bir işçi sanat fotoğrafçısına ait diye bilinen bu kült fotoğraf, aslında Rockefeller’ın büyük buhran sırasında yapımında tam 40 bin güvencesiz inşaat işçisi çalıştırdığı Rockefeller grubu merkez binası ve emperyalist kapitalist iktidar abidesinin reklamı için, bir grup işçinin canı pahasına, daha az tanınmış bir fotoğrafçı olan Charles C. Ebbets’e çektirdiği bir reklam fotoğrafıydı.

5- Ahmet Oktay’ın (kanımca Türkiye muhalif şiirinin doruklarından olan) 12 Eylül mezalim, ve direnişini anlatan “Sürdürülen Bir Şarkının Tarihi” başlıklı şiir kitabı, ve özellikle “günler kemik anaforu” dizesi.

Esinlemek, kuşkusuz taklit ve kopyadan çok farklı bir şeydir. Kapitalizmin sınıfsal gerçekliğinin ve buna dair yapıtların birikiminden süzülenlerden de “hamfikir” olarak yararlanarak, günümüz gerçeğini, sınıfsal-eleştirel olarak yeniden anlamlandırmaktır.

“Biz bu inşaatları kendi kemiklerimizle yaparız” çalışması, toplumsal eleştirel gerçekçilik ile gerçeküstücülüğü birleştiriyor. Ama günümüzde emek ve doğa yağması ve kırımına dönüşmüş kapitalizmde, inşaat vincine asılarak idam edilmiş MESEMli çocuk işçi, veya kemik taşıyan kamyonlar, veya işçi kemiklerinden yapılmış peysaj heykelleri, veya dev lüks gökdelenler ve rezidanslar yapan taşeron inşaat işçilerinin kendi oturabildikleri kırık dökük gecekondunun (veya işçi barakalarının) tepesindeki dev hamam böceği veya pireler, veya tüm bedeni rendelerek geriye sadece bir kolu bir de bareti kalmış işçi, veya işçilerin uğruna çalıştıkları ve öldükleri çocuk ve ailelerinin geçim ve özlemlerini simgeleyen minyatür çocuk ayakkabısının inşaat molozlarına karışması, inşaat sahasında jiletler, raptiyeler ve iskelet kafaları, veya hazır betondan çıkan ve hem boğulmayı hem de isyanı simgeleyen çekiçli kol gibi imge ve imaj biçimleri bile gerçeküstü olamıyor, yalnızca günümüz kanlı ama isyan ettirici gerçeklerinin biraz sivriltilmiş “gerçekten daha gerçek” biçimleri olduğuyla kalıyor.

FUAT YÜCEL FİLİZLER

31 Ocak 2026